Yaygın Prepositional Idioms 2 Flashcards Preview

YDS Kelime Setleri > Yaygın Prepositional Idioms 2 > Flashcards

Flashcards in Yaygın Prepositional Idioms 2 Deck (200):
1

go out of business

iflas etmek (go bankrupt)

2

go out of hand

kontrolden çıkmak

3

go senile

bunamak

4

hand in hand

el ele

5

Handle with care!

Dikkatli taşıyın!

6

have a look at

göz atmak ( take a look at)

7

have a memory/mind like a sieve

berbat bir hafızası olmak

8

have a row with somebody over something

birisiyle bir konuda tartışmak

9

have a word with somebody

birisiyle ciddi bir konuda konuşmak

10

have an affair with

birisiyle ilişki yaşamak

11

have an effect/impact on/upon

etkilemek, üzerinde etkisi olmak 

12

have butterflies in one’s stomach

heyecandan midesine kramplar girmek

13

have confidence in

güvenmek ( trust ) 

14

have difficulty/trouble (in) + Ving

--- yapmakta zorlanmak

15

have no other choice but TO DO

---- yapmaktan başka çare yok

16

have to do with

ile alakası/ilgisi olmak

17

Help yourself!

Buyrun yiyin!

18

I haven’t the faintest/slightest idea!

En ufak bir fikrim bile yok!

19

in (dire) need of

--- e (çok) ihtiyacı olmak

20

in a bad temper

asabi, sinirli

21

in a hurry

alelacele, acelesi olmak (in haste)

22

in a mess

darmadağınık, pislik içerisinde

23

in a moment

az sonra, birazdan

24

in a row

in succession artarda, peş peşe

25

in a way

in some way in one way or anotherthis way or that way şöyle veya böyle, bir şekilde

26

in accordance with

according to --- e göre

27

in addition to

apart from as well as ---e ilaveten, --- nın yanısıra

28

in advance (of)

önceden, peşinen

29

in agony

in pain acı çekerek, acı içerisinde

30

in aid of

--- nın yararına (for the benefit of)

31

in an answer to

in response to in reply to cevap/karşılık olarak

32

in an effort to

in an attempt to in order to --- mek amacıyla

33

in brief

kısaca, özetle (in short)

34

in captivity

esaret altında, tutuklu

35

in case of

durumunda

36

in cash

nakit ile ödeme

37

in charge of

---- den sorumlu, --- ile yükümlü

38

in common with

birisiyle veya bir şeyle ortak noktası bulunmak

39

in compliance/agreement with

-- uygun olarak, (emre) itaat ederek

40

in conclusion

sonuç olarak (as a result)

41

in connection with

--- ile bağlantılı

42

in consideration of

göz önünde bulundurarak

43

in danger of

--- tehlikesiyle karşı karşıya

44

in debt

borçlu

45

in defiance of

karşı çıkarak; karşı gelerek

46

in demand

revaçta, rağbet gören

47

in detail

at length ayrıntılı bir biçimde, uzun uzadıya

48

in detention

under arrest göz altında, tutuklu

49

in disarray

in a jumble düzensiz, karmakarışık

50

in disgust

tiksinerek, iğrenerek

51

in due course

zamanla, vakti gelince

52

in error

hatalı, yanlışlıkla (at fault)

53

in exasperation

öfkeyle, çok kızgın bir şekilde

54

in excess

aşırı miktarda

55

in exchange for

in return for -- nın karşılığında, -- e karşılık olarak

56

in existence

var olan, mevcut (available)

57

in fact

in reality aslında, işin doğrusu

58

in fashion

modaya uygun

59

in favour of

--- lehinde olmak, --- taraftar olmak

60

in flames

alevler içerisinde

61

in general

genellikle

62

in good condition

iyi durumda, zarar ziyan görmemiş

63

in haste

telaşla, aceleyle (in a hurry)

64

in high spirits

morali çok iyi, gününde (in a good mood)

65

in ink

mürekkeple

66

in instalment

taksitle ödeme

67

in length

uzunluk bakımından

68

in light/view of

--- nın işığı altında, --- yı göz önünde tutarak

69

in love with

aşık olmak 

70

in low spirits

morali bozuk, gününde değil (in a bad mood)

71

in moderation

ılımlı bir şekilde, fazla abartmadan

72

in no mood for

bir şeyi yapacak halde/psikolojide olmamak

73

in no time

yakında, az sonra

74

in no uncertain terms

kesin bir dille, lafı gevelemeden söylemek

75

in opposition to

as opposed to contrary to #AD?

76

in order

düzenli, tertipli

77

in other words

başka bir deyişle, diğer bir ifadeyle

78

in pain

in agony acı içinde

79

in part

kısmen

80

in particular

özellikle

81

in person

şahsen, bire bir

82

in pieces

paramparça

83

in place of

--- nın yerine (instead of)

84

in practice

uygulamada

85

in prison

mahkum

86

in private

özel olarak

87

in progress

devam etmekte olan, sürmekte olan

88

in public

alenen, açıkça, ulu orta yerde

89

in pursuit of

#AD?

90

in reality

in fact aslında, doğrusu

91

in relation to

--- ile ilgili olarak

92

in reply to

in response to in an answer to cevap/karşılık olarak

93

in reproach

sitemle, yakınarak, şikayet edercesine

94

in respect of

in relation to ---- ile ilgili olarak

95

in respect/regard to

with respect/regard to --- konusunda

96

in response to

in reply to in an answer to cevap/karşılık olarak

97

in return for

karşılığında (in exchange for ) 

98

in season

mevsiminde (elma, muz vb), turfanda olmayan

99

in secret

gizli bir şekilde

100

in self-defence

nefsi müdafaa olarak, kendini savunmak amacıyla

101

in short

özetle (in brief / in summary )

102

in sight

görünürde, görünebilir (visible)

103

in silence

sessizce

104

in store for

--- yı bekleyen, (yapılmayı) bekleyen

105

in succession

in a row artarda, peş peşe

106

in tears

ağlamaklı, ağlayan

107

in terms of

--- nın açısından, ---- e bakımından (with respect to)

108

in the absence of

--- nın yokluğunda

109

in the air

muallakta, henüz net bir karar çıkmamış

110

in the broad daylight

güpe gündüz

111

in the case of

--- durumunda

112

in the circumstances

normal şartlar altında

113

in the country

kırsal kesimde, şehir merkezinden çok uzak

114

in the course of

--- esnasında, ---- sırasında

115

in the event of

--- olduğu durumda

116

in the existence of

in the presence of -- nın varlığında/huzurunda

117

in the face/teeth of

--- karşısında, --- e rağmen

118

in the habit of

alışkanlığına sahip, yapmaya alışkın

119

in the limelight

çok ilgi gören, çok göze batan

120

in the long run

uzun vadede

121

in the mean time

bu arada, bu süre zarfında

122

in the middle of

--- nın ortasında

123

in the middle of nowhere

uçsuz bucaksız bir yerde

124

in the name of

--- nın adına, --- nın emriyle (God,The king vb)

125

in the open

açık alanda (out of doors)

126

in the presence of

in the existence of nın varlığında, nın huzurunda

127

in the short run

kısa vadede

128

in the suburbs

varoşlarda, kenar mahallede

129

in the wake of

--- nın ardından, --- nın akabinde (savaş, felaket vb)

130

in theory

teoride, teorik olarak

131

in time

vaktinden biraz önce (on time just IN time tam vaktinde )

132

in touch with

irtibat halinde 

133

in trouble

başı belada

134

in tune

ahenkli

135

in turn

sırayla

136

in vain

boşuna, boş yere (of no avail)

137

in view of

--- yı düşünerek, --- yı göz önüne alarak

138

in vogue

in fashion moda olan

139

in/out of keeping with

--- ya uygun olarak, --- ya uymayan

140

in/with the hope of

--- umuduyla

141

inside out

giysinin ters yüzünü giymek

142

instead of

--- nın yerine (in place of)

143

irrespective of

--- e bakılmaksızın, --- e rağmen (regardless of)

144

It is fine with me!

Benim için bir sakıncası yok! Bana uyar!

145

It is no use/good + Ving

---- mak iyi olmaz/fayda etmez

146

It is raining cats and dogs

bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor

147

It suits you!

Sana çok yakışmış!

148

judging from

--- den yola çıkarak, --- e bakılırsa

149

jump out of one’s skin

ödü patlamak, çok korkmak

150

jump to a conclusion

erken (iyi düşünmeden) sonuç çıkarmak

151

Just a moment/minute!

Bir saniye/dakika lütfen!

152

keep abreast of

yeni gelişmeleri öğrenmek, olup biteni öğrenmek

153

keep ahead of somebody

birini geride bırakmak, önde gitmek

154

keep on eye on

göz kulak olmak 

155

kick the bucket

gebermek

156

know like the back of one’s hand

bir yeri avucunun içi gibi bilmek

157

later in the day

günün ilerleyen saatlerinde

158

later on

daha sonra

159

lead a modest life

(1) mütevazi bir hayat yaşamak (2) fakir olmak

160

leave somebody alone

(1) birini rahat bırakmak(2)birini yalnız bırakmak

161

leave somebody to his own devices

birini kendi haline bırakmak

162

let alone DO

---- bir yana, ---- yapmak şöyle dursun, --- bunu bırak

163

lie in ambush

pusuya yatmak

164

like two peas in a pod

bir elmanın iki yarısı gibi

165

live on the dole

işsizlik maaşı ile geçinmek

166

live up to (expectations)

beklentiye cevap vermek

167

look forward to

dört gözle beklemek, sabırsızlanmak

168

lose count of

sayısını unutmak 

169

lose favour with

birisinin gözünden düşmek

170

lose one’s consciousness

bayılmak, bilincini kaybetmek(faint)

171

lose one’s temper

öfkelenmek, sinirlenmek

172

lose touch with

birisiyle irtibatı koparmak/kaybetmek

173

lose track of

birinin/bir şeyin izini kaybetmek

174

make a bare living

kıt kanaat geçinmek

175

make a comment on

bir konuda yorum yapmak

176

make a fire

ateş yakmak

177

make a fuss about

sık boğaz etmek, üzerine çok düşmek

178

make a good point

iyi bir konuya değinmek

179

make a living

earn a living geçinmek, hayatını kazanmak

180

make a recovery from

iyileşmek ( get over ) 

181

make allowances for

göz önünde bulundurmak, hesaba katmak

182

make contact with

keep/get in touch withbirisiyle irtibata geçmek

183

make do with

--- ile idare etmek, yetinmek (para vb)

184

make ends meet

iki yakayı bir araya getirmek

185

make friends with

birisiyle arkadaşlık kurmak

186

make fun of

birisiyle dalga geçmek, birisiyle alay etmek

187

make most of

en iyi şekilde faydalanmak (make the best of)

188

make oneself home

kendini evinde gibi hissetmek

189

make room for

yer açmak 

190

make sense of

anlamak, --- den mana çıkarmak

191

make somebody redundant

birini ihtiyaç fazlası görüp işten kovmak

192

make something public

bir şeyi kamuoyuna açıklamak, izah etmek

193

make up for

telafi etmek (compensate for)

194

make up with

barışmak

195

make use of

istifade etmek, yararlanmak (take advantage of)

196

Mind your own business!

Sen kendi işine bak!

197

miss out on an opportunity

fırsatı kaçırmak

198

moreover

furthermore also ayrıca, bunun yanı sıra, üstüne üstlük

199

Not that I am aware of

Bildiğim kadarıyla hayır!

200

now and again

at times from time to time zaman zaman