All Words 06 Flashcards

(276 cards)

1
Q

주춤하다

A

Hızını kaybetmek, gücünü kaybetmek, azalmak, duraksamak (grafikte olan duraksama kullanılır)

How well did you know this?
1
Not at all
2
3
4
5
Perfectly
2
Q

냉랭하다 - 태도나 분위기가 차갑다

A

Soğuk (Hava, sıcaklık, ortam, vb) - Tutum veya atmosfer soğuktur

How well did you know this?
1
Not at all
2
3
4
5
Perfectly
3
Q

한술

A

Bir kaşıklık miktarı, ağza bir defada alınıp götürülen yiyecek parçası

How well did you know this?
1
Not at all
2
3
4
5
Perfectly
4
Q

+ 근해

  • 용해 (녹다)
A

+ Sahile yakın deniz, sahil, kıyıya yakın

  • Erime
How well did you know this?
1
Not at all
2
3
4
5
Perfectly
5
Q

톱니

A

Testerenin dişi

How well did you know this?
1
Not at all
2
3
4
5
Perfectly
6
Q

메타세쿼이아

A

Su ladini veya Şafak Sekoyası, servigiller familyasında anavatanı Çin olan yaprak döken bir iğne yapraklı ağaç türü.

How well did you know this?
1
Not at all
2
3
4
5
Perfectly
7
Q

생장하다

A

Büyümek, gelişmek

How well did you know this?
1
Not at all
2
3
4
5
Perfectly
8
Q

채광

A

Güneş ışığının pencereden girmesi

How well did you know this?
1
Not at all
2
3
4
5
Perfectly
9
Q

호치키스

A

Zımba, staple

How well did you know this?
1
Not at all
2
3
4
5
Perfectly
10
Q

+ 강우

  • 인공 강우
A

+ Yağış, havadaki su buğusunun yoğunlaşma sonunda sıvı durumda yere düşmesi

  • Yapay yağış, yapay yağmur
How well did you know this?
1
Not at all
2
3
4
5
Perfectly
11
Q

근본적

A

Esaslı, esasi, köklü, kökten, radikal

How well did you know this?
1
Not at all
2
3
4
5
Perfectly
12
Q

검토하다

A

Alıcı gözüyle bakmak, bakmak, gözden geçirmek, incelemek

How well did you know this?
1
Not at all
2
3
4
5
Perfectly
13
Q

+ 걷다

  • 돈을 걷다 (걷어요)
A

+ Adım atarak ilerlemek, yürümek, ayakları üzerinde gezecek duruma gelmek

  • Para toplamak, örneğin pasta almak için herkesten para toplamak
How well did you know this?
1
Not at all
2
3
4
5
Perfectly
14
Q

억제하다

억제되다

A

Dayanıp sesini çıkarmamak, durdurmak, katlanmak, hâkim olmak

Bastırılmak, önlenmek

How well did you know this?
1
Not at all
2
3
4
5
Perfectly
15
Q

부합하다

A

1) Yapışmak, iki parçanın yüzeylerini birleştirmek.

2) Nesnelerin veya olayların birbiriyle çakışması, çakışmak; örtüşmek

How well did you know this?
1
Not at all
2
3
4
5
Perfectly
16
Q

제지업자

A

Kağıt üreticisi

How well did you know this?
1
Not at all
2
3
4
5
Perfectly
17
Q

위조

A

Gerçeğe benzetilmiş, gerçek olmayan, uydurma, sahtekârlık

How well did you know this?
1
Not at all
2
3
4
5
Perfectly
18
Q

골짜기

A

İki dağ arasındaki geçit, vadi, koyak

How well did you know this?
1
Not at all
2
3
4
5
Perfectly
19
Q

따스하다

A

Sıcacık, hafıf sıcaklığı olan, hoşa gidecek derecede

How well did you know this?
1
Not at all
2
3
4
5
Perfectly
20
Q

대견하다

A

Gurur duymak , iftihar etmek.( Yaşça küçük olan kişilerden bahsederken kullanılır.)

How well did you know this?
1
Not at all
2
3
4
5
Perfectly
21
Q

+ 마땅하다

  • 못마땅하다
A

+ Uygun, yakışır, yaraşır, orantılı

  • Hoşuna gitmemek; uygun olmayan
How well did you know this?
1
Not at all
2
3
4
5
Perfectly
22
Q

감격스럽다

A

Duygu seline kapılmak, duygulanmak

How well did you know this?
1
Not at all
2
3
4
5
Perfectly
23
Q

처제

A

Baldız, karının kız kardeşi

How well did you know this?
1
Not at all
2
3
4
5
Perfectly
24
Q

저항

A

Öz direnç, her cismin elektrik akımına karşı gösterdiği direnç, rezistans

How well did you know this?
1
Not at all
2
3
4
5
Perfectly
25
주류 ↔ 비주류
Ana akım ↔ Ana akım dışı
26
변방
Sınır bölgesi
27
무기
1) Silâh, savunmak veya saldırmak amacıyla kullanılan araç 2) Müebbet, sonu olmayan, ömür boyunca olan
28
스며들다
1) Aşina olmak, bir düşünce, tutum vb.'nin aşina hale gelmesi veya bir şeyin parçası haline gelmesi 2) Huy, alışkanlık vb. iyice yerleşmek, sinmek, nüfuz etmek
29
폄하하다
Küçük düşürmek, değerini azaltma, değerini düşürme (bu kelime önemli kesin bil)
30
척박하다
Susuz, kurak, kuru
31
비상등 비상등이 켜지다
Acil durum lambası, dörtlü (araba için), uyarı lambası (polis, itfaiye, ambulans için) Acil durum ışıkları yanıyor
32
연마하다
Alıştırmak, talim yapmak
33
명맥
Nesil devamlılığı; hayat
34
보유하다
Sahip olmak, tutmak
35
감축하다
Azaltmak
36
얼떨떨하다
Ne yapacagini bilememek, çok şok oldum, sersemlemiş
37
중력
Yer çekimi, yer kütlesinin çekimi etkisiyle bir cismin, arz cazibesi
38
속눈썹
Kirpik, göz kapağının kenarındaki kıllar veya bu kıllardan her biri
39
낙타
Deve
40
깃털 솜털
Kuş tüyü Pamuk tüy; kadife, çuha, yün vb. nin yüzeyindeki ince tüy
41
관성
Eylemsizlik, süredurum, bir cismin içinde bulunduğu düzgün hareket veya hareketsizlik durumunun sürüp gitmesi
42
타성 매너리즘
İnsanın atalete düşmesine neden olan kötü alışkanlık Maniyerizm, tavırcılık
43
관절 관절염
Eklem, mafsal, baǧ Eklem iltihabı
44
치부
1) Kirli çamaşır; zayıf nokta, kişinin utandığı ve başkalarına göstermek istemediği bölge. 2) Genital bölge; kasık bölgesi, vücudun dışında görülebilen erkek ve kadın cinsel organları. 3) Para kazanmak; zengin olmak
45
혁신
İnovasyon, yenilik
46
단축 근무
Azaltılmış çalışma saatleri, kısa çalışma
47
확증 편향
Teyit önyargısı, doğrulama yanlılığı, onay önyargısı
48
걸림돌
Yolda yürürken ayağa engel olan taş, engel
49
안개꽃
Sis çiçeği, bir gövdeden çıkan birçok dalın ucunda açan bir demet küçük, beyaz çiçek
50
청강 수강
Kayıtsız ders dinlemek Ders kaydı
51
극한
Limit, bir şeyin nicelik bakımından erişebileceği en son nokta veya yer
52
눈엣가시
Nefret edilen ve görmek istenmeyen kişi, baş belası
53
방어하다
Korumak (-i, -den), bir kimseyi veya bir şeyi dış etkilerden, tehlikeden veya zor bir durumdan uzak tutmak, muhafaza etmek
54
도정
1) Aşama, süreç 2) Yön, yol, rota
55
배아 씨눈
Embriyo tohumu
56
안토시아닌
Antosiyanin, meyve, sebze ve çiçeklere kırmızı, mor ve mavi gibi renklerini veren, suda çözünebilen doğal bir pigmenttir
57
착용하다
Giymek; takmak; wear, have on
58
모호하다
Belirsiz, çapraşık
59
판결 사법제
Mahkumiyet Yargı sistemi
60
거듭하다
Tekrarlamak
61
철수하다
Tahliye etmek; geri çekilmek; ekipman, malzeme vb. toplayarak görevlendirildiği yerden ayrılmak
62
배타하다 배타성
Dışlamak, yok saymak Başkalarını reddetme/dışlama eğilimi, dışlayıcılık
63
금융 금융위기
Para; bankacılık Mali kriz, finansal kriz
64
과소평가
Küçük görme, küçümsemek, azımsamak
65
실학
Pozitivizm, pozitif bilimler
66
딱정벌레
Karafatma
67
질척하다
Çamurlu, bulanık, pis, yapışkan
68
마렵다
Tuvalete ihtiyacı duymak (=오줌 마렵다), sıkışmak
69
제멋대로
İstediğine göre, keyfine göre, rasgele
70
+ 몸이 오들오들 떨리다 - 몸이 덜덜 떨리다
+ Vücudum kontrolsüz bir şekilde titriyor - Vücudum şiddetli bir şekilde titriyor
71
울렁울렁하다
1) Nabız atmak, zonklamak, gümbür gümbür atmak 2) Mide bulantısı hissetmek, hasta hissetmek 3) Tereddüt etmek, dalgalanmak
72
단추
Düǧme
73
난독증
Okuma güçlüğü, disleksi
74
마찰력
Sürtünme kuvveti
75
물체
Cisim, varlık
76
작심삼일
Üç günlük heves
77
개과천선
Hatasını düzeltip iyi olma
78
소탐대실
Küçük kazançlar, büyük kayıplar - Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur.
79
조삼모사
Sonucun her iki durumda da aynı olacağı durumlarda, başkalarını sonucun farklı olacağına inandırarak aldatma eylemi, aynı şeyin adını değiştirmek
80
꾀돌이
Hilebaz, kurnaz adam
81
지렁이
Sürüngen
82
교장
Başöǧretmen, müdür
83
선장 기장
Kaptan, reis, gemi yönetimiyle ilgili ve sorumlu en yüksek görevli 1) Kaptan pilot 2) Amblem
84
게으름뱅이
Tembel kişi, işsiz güçsüz, köşe kadısı
85
까불이
Baş belası; şımarık; umursamaz kişi
86
춤꾼
Dansçı
87
변호사
Avukat
88
농땡이
İş yerinde tembellik etmek, tembellik etmek
89
서당 개 삼 년에 풍월을 읊는다
Bir köpek, üç yılını bir köy okulunda (seodang) geçirirse şiir okur; okulun yakınındaki serçe, okuma yazma tekerlemesini söyler.
90
촘촘하다
Sıkı, dar, yoğun
91
화끈하다
Alevlenmek, ateşlenmek, kızışmak
92
미적지근하다
Ilık; belirsiz; kararsız; muğlak; muğlak; kararsız Kesinlikten yoksun, eylemlerinde, kişiliğinde, ilişkilerinde vb. net olmayan.
93
학위 수여식
Mezuniyet töreni
94
유머
Espri
95
자상하다
Düşünceli, ince, nazik
96
흘기다 눈을 흘기다
Yan bakmak; kaşlarını çatıp bakmak Gözlerini devirmek
97
진취형
Girişimci
98
+ 관습 ++ 관습형 - 풍습
+ Görenek, gelenek, örf, töre ++ Geleneksel - Gelenek, bir toplumda eskiden kalmış kültürel kalıntılar, anane
99
기우
Vehim, evham
100
부화뇌동
Körü körüne takip etmek
101
지록위마
“yanlışı doğru diye dayatmak / apaçık gerçeği çarpıtmak” demek. “Geyiği gösterip ‘bu attır’ demek” Hikâyesi (çok kısa): Çin’de bir vezir, gücünü göstermek için gerçekten geyik olan bir hayvana “at” der. Karşı çıkanları cezalandırır. Böylece herkes bile bile yanlış olana “doğru” demek zorunda kalır.
102
싱싱하다
Taze (sadece meyve ve sebzeler)
103
겉 겉으로 표현
Bir şeyin görülen yanı, yüzü, üst Dışa vurum
104
통번역
Yazılı ve sözlü çeviri
105
장난감 ı 장난감을 대여하다
Çocuk oyuncaǧı Oyuncak kiralamak
106
예방 접종 받다
Aşı olmak
107
정착
Yerleşim, iskân, yurtlandırma
108
색상
Renk tonu
109
헐렁하다
Gevşek; (kıyafet için) bol, sarkık, torba gibi, cübbe gibi
110
파손
Hasar, kırıklık
111
수선하다
Onarmak, düzeltmek
112
지참하다
Getirmek, beraber getirmek
113
답변하다
Cevap vermek, yanıtlamak
114
보일러 보일러를 틀다
Kazan, buhar makinelerinde Kazanı açmak
115
장을 보다
(pazarda) Alışveriş yapmak
116
벼룩시장
Her türlü ikinci el eşyanın alım-satımının yapıldığı pazar, bit pazarı
117
탁하다 공기가 탁하다
Bulanık, kirli, karışık Hava boğucu, hava ağır
118
산업 단지
Endüstriyel kompleks, sanayi bölgesi
119
산책로가 있다 도보
Yürüyüş yolu var Yürüyüş, ayakta yürüme
120
Çeltik tarlası
121
과수원
Yemiş veren ağaçları olan bahçe, yemişlik, baǧ
122
비명 비명 소리
Feryat, haykırış, çığlık Çığlık, bağırmak
123
여쭤보다
Kibarca sormak, (kibar ifade) Bir şey öğrenmek için sormak.
124
정문
Ana kapı
125
염소
1) Keçi 2) Klor
126
서랍 책상 서랍
Çekmece, dolap Masa çekmecesi
127
속삭하다
Fısıldamak
128
홍당무처럼 빨개지다 친 구들 앞에서 칭찬을 받자 그는 홍당무처럼 빨개졌다.
Utanmaktan ya da mahcubiyetten yüzünün kıpkırmızı olması. * “Pancar gibi kızarmak.”, “Kıpkırmızı olmak.”, “Yüzü kızarmak.” → Arkadaşlarının önünde övülünce havuç gibi kızardı.
129
무선
Kablosuz, wireless
130
변신
Şekil değiştirme; kılığını değiştirme; dönüşüm
131
튼튼하다
Sağlam, güçlü, sert
132
낡다
Köhne, eskiyip yıpranmış, çok kullanılmaktan yıpranmış
133
먹고 살 만하다
Paranın çok olduğunu ifade eder
134
+ 직설적 - 우회적
+ Özü sözü bir olan, açıksözlü, dobra dobra konuşan - Dolambaçlı, dolaylı
135
오비이락 - 까마귀 날자 배 떨어진다
Şans eseri - Karga uçtuğunda, armut düşer.
136
장유유서
Yaşlı ve genç arasında dikkat edilmesi gereken nezaket ve davranış kuralı
137
선한 영향력
Olumlu etki, iyi etki
138
수령하다 = 받다
Almak, kabul etmek
139
끄덕이다
Kabul veya doğrulama ifade etmek için başını eğmek, başı öne düşürmek, başını sallamak
140
헤어지다
Ayrılmak, boşamak, boşanmak
141
유의 사항 사항
Önemli Uyarı 1) Uyarı 2) Maddeler, konular, fıkralar 3) Meseleler, şeyler, ayrıntılar
142
+ 이월 상품 - 전시 상품
+ Devam eden ürünler, devreden stok, eski sezon ürünler - Teşhir ürün
143
고지서
Fatura, official billing
144
농촌
Kırsal kesim, köyler
145
잠그다 잠기다
Kilitlemek Kilitlenmek
146
저절로
Kendiliğinden, başka şeylerin etkisi olmaksızın kendı kendıne ortaya çıkan
147
목줄
Tasma, kurdele
148
재작년
Geçen yıldan önceki yıl, bir önceki yıl
149
명당
Uygun yer, iyi konum, uğurlu konum 한국 사람들은 옛날부터 뒤에 산이 있고 집 앞에 물이 흐르는 좋은 위치를 명당이라고 생각했다
150
익힘책
Çalışma kitabı
151
학군
Okul bölgesi
152
장단
1) Melodi 2) Uzun ve kısa 3) Üstünlük ve eksi
153
대체(공) 휴일
(Resmi) tatil yerine
154
삼일절
Kore Bağımsızlık Günü (1 Mart)
155
정식 한정식집
Sabit yemek, tabildot yemek, set menü Geleneksel Kore Restoranı (fine dining)
156
군침 군침을 삼키다 군침이 돌다
Ağzın sulanması Ağzı sulanmak ( drool over) Ağzım sulanıyor (ağzın sulanması)
157
부침 부침가루
Buchim - Yumurtaya batırılmış bir malzemenin veya çeşitli malzemelerle karıştırılmış bir hamurun tavada kızartılmasıyla yapılan yemek. Hamur karışımı
158
우중충하다
(Ortam, hava vb. gibi) Kasvetli, sıkıntılı
159
이물질
Yabancı madde
160
건조기
Kurutucu
161
곰팡이
Küf, nem ve ısının etkisiyle oluşan
162
냉동(실) 냉장(실)
Dondurucu Buzdolabı bölmesi, normal kısım
163
일시적
Belirli bir zaman süren, sürekli olmayan, geçici
164
신다 신기다
(Çorap veya ayakkabı) Giymek - 신발 (ayakkabı), 운동화 (spor ayakkabı), 구두 (klasik ayakkabı), 양말 (çorap), 부츠 (bot) (Çorap veya ayakkabı) Giydirmek
165
낮다 낮추다
Alçak, düşük Alçaltmak
166
믹서기
Blender, mikser
167
양을 맞추다
Miktarı eşitlemek
168
둘이 먹다가 하나가 죽어도 모르다
Yemek çok lezzetli olduğunda kullanılan söz
169
하수구
Lağım, kanal
170
새다 물이 새다
Süzülmek, akmak Su sızıyor
171
전등 전등 나갔다
Lamba, ampul Ampul gitti, ampul söndü, ampul patladı
172
가스불 가스불이 안 들어오다
Gazlı ocak, ocak Gaz ocağı ateş almıyor.
173
부팅 부팅하다 부팅이 안 되다
Başlatma, bot (bilgisayar vb) Başlatmak Başlatılmıyor
174
떨어뜨리다
Düşürmek
175
속도
Hız, sürat, çabukluk
176
환급하다
Geri ödeme yapmak
177
돌려받다
Ödünç verilen, geri alınan veya verilen bir şeyi geri almak.
178
자세하다 자세한 안내
Detaylı, ayrıntılı Detaylı bilgi
179
꽂다
Takmak, Sokmak, (Bıçak, çakı, iğne vb. için) batırmak, saplamak
180
플러그 플러그를 뽑다 플러그를 꽂다
Elektrik fişi Fişi çekin Fişi takın
181
밸브 밸브를 잠그다 밸브를 열다
Vana Vanayı kilitleyin (kapatın) Vanayı açın
182
온도 온도를 낮추다 온도를 높이다
Sıcaklık, sıcaklık derecesi Sıcaklığı düşürün Sıcaklığı yükseltin
183
펌프질을 하다
Pomplamak (tuvalet ya da lavabo tıkandığında pompalamak)
184
데이터
Veri
185
출장 서비스
Dışarıda hizmet; Televizyon, buzdolabı, çamaşır makinesi gibi büyük aletlerin bozulmalarında servisin eve gelip tamir etmesi
186
다문화 언어 강사
Çok kültürlü Dil Öğretmeni
187
가게 가게를 차리다
Dükkan Dükkan açmak
188
+ 판매직 - 영업직 + 기술직 - 연구직
+ Satış pozisyonu - Satış pozisyonu, satış temsilcisi + Teknik pozisyon - Araştırma pozisyonu
189
+ 사본 - 원본
+ Kopya, bir sanat eserinin veya yazılı bir metnin taklidi - Orijinal
190
성적 증명서
Akademik transkript
191
학력
Eğitim geçmişi, eğitim seviyesi
192
동치미
Radish water kimchi, turp suyu kimçisi
193
세뇌 세뇌 교육
Beyin yıkama, brainwashing Beyin yıkama eğitimi
194
관혼상제
(İnsanın yaşantısındaki 4 önemli tören) Ergenliğe geçiş, düğün, cenaze ve anma töreni
195
양반 양반 가문
Soylu kimse, centilmen, çelebi Soylu aile, asil aile
196
분가하다
(Aileden birinin genellikle evlilik nedeniyle) Evden taşınmak, evden ayrılmak
197
칠거지악
Bir erkeğin karısından boşanması için olası nedenler olarak kabul edilen yedi kötü alışkanlık. (1. Kayınvalide ve kayınbabaya saygısızlık, 2. Çocuğu olmama 3. Ahlaksız davranışlarda bulunma 4. Kıskançlık yapma 5. Fena bir hastalığının olması 6. Gereğinden fazla konuşma 7. Hırsızlık yapma)
198
등하불명 = 등잔 밑이 어둡다 우리는 종종 등하불명처럼 가까운 문제를 놓치곤 한다.
“Lambanın altı karanlıktır.” Türkçede “ Burnunun dibindekini görememek” (Bazen insanlar en yakınındaki sorunları fark etmez.)
199
천국
1) Cennet 2) Uçmak
200
활짝
Tamamen, (tamamen açık)
201
데려다 주다 데리고 오다 데리러 오다 – 가다
Birini evden okula ya da bir yere götürmek Okula gidip eve getirmek ya da başka bir yerden eve getirmek Gelip almak – gidip almak
202
신축
1) Yeni inşaat etme 2) Elastikiyet, esneklik
203
역세권
İstasyon bölgesi; Metro veya tren istasyonunun yakınında, yoğun yaya trafiğinin olduğu bir alan
204
잔금
1) Bakiye; fazla para 2) Harcamalardan sonra kalan para
205
특약
Özel sözleşme, özel koşul
206
확정 일자
Onaylanmış tarih
207
부럼
Kabuklu yemiş
208
더도 말고 덜도 말고 한가위만 같아라
Keşke her şey hep Kore Şükran Günü olan Hangawi'deki gibi olsa, ne daha fazla ne de daha az.
209
발걸음이 가볍다
Adımlarım hafif
210
평안하다
Huzurlu; endişesiz ve sorunsuz olmak, yani iyi, sağlıklı ve güvende olmak.
211
근하신년
Yeni Yılınız Kutlu Olsun! Yeni yıl için iyi şanslar dilemek, yani mutlu bir yıl dilemek anlamına gelen bir selamlama
212
표리부동 – 겉과 속이 같지 않다
Riyakârlık , ikiyüzlülük
213
빛 좋은 개살구 (겉은 맛있어 보이지반 실제는 반대)
Dışardan hoş gözüken ama içi boş olmak
214
언행일치 – 말과 행동이 같다
Sözleriyle eylemleri birbiriyle uyumlu
215
보기에 좋은 떡이에도 좋다
Görünüşü güzel olan, tadı da güzeldir
216
친구 따라 강남간다
Arkadaşınızı Gangnam'a kadar takip edin
217
밴드왜건 효과
Bandwagon etkisi, sürü psikolojisi etkisi
218
직시 직시하다
Doğrudan bakmak Birinin yüzüne bakmak, dik dik bakmak, gözünü dikip bakmak
219
송편 송편을 빚다
Yarım ay şeklinde pirinç keki (Tteok, pirinçsiz yapılan hamurun içerisine adzuki fasulyesi, fasulye, susam gibi çeşitli aralıklarla uygulanarak yarım ay şekline getirilip çam iğneleri üzerinde buharda pişirilmesiyle yapılan bir pirinç kekidir.) Yarım ay şeklinde pirinç keki yapmak
220
양력 음력
Güneş takvimi, solar calendar Ay takvimi, lunar calendar
221
본능
İçgüdü, canlılarda akıl ve düşünceden bağımsız olarak
222
시들다
Solmak; Geçişsiz fiil [너무 익다] Kartlaşmak, kart duruma gelmek
223
우선순위 우선순위를 정하다
Öncelik, işlem sırası Öncelikleri belirlemek
224
나르다
İletmek, götürmek, ulaştırmak, nakletmek
225
사직서 사직서를 품고 다닌다
İstifa mektubu İstifa mektubunu cebinde taşıyor
226
일용직
Günübirlik işçi
227
명함
Kartvizit
228
새시
Şerit, kuşak
229
스몸비
'Akıllı telefon' ve 'zombi' kelimelerinin birleşimi: Akıllı telefonlarına dalmış oldukları için çevrelerine dikkat etmeden yavaş yürüyenleri ifade eder.
230
정비하다
Onarmak, tamir etmek, düzeltmek
231
공구
Alet, tool
232
일지
Günlük defteri
233
체크하다
Kontrol etmek
234
휴가를 쓰다
Tatil yapmak
235
반반씩
Yarı yarıya
236
공고 모집 공고
Duyuru; kamuoyu duyurusu; bildirim İşe alım duyurusu
237
직종
Meslek türü, iş türü
238
어휘
Kelime dağarcığı, kelime
239
최신
En son, en gelişmiş, modern
240
개통하다
Açmak; İnsanların kullanabilmesi için ulaşım veya telekomünikasyon tesislerini tamamlamak veya birbirine bağlamak.
241
무엇보다도
Her şeyden önce
242
과유불급
İyi bir şeyin fazlası da azı kadar zararlıdır, aşırıya kaçmamak
243
권선징악
İyi işleri teşvik edip kötü işleri cezalandırma
244
인과응보
Karma, budizmin bir kuralı olarak bir kişinin hareketine göre ceza veya ödül alma
245
교학상장
Karşılıklı öğrenme
246
무제하다
Sınırsız, sonsuz, bitmez tükenmez, uçsuz bucaksız
247
먹고 바로 누우면 소가 된다
Yedikten hemen sonra uzanırsan, ineğe dönüşürsün
248
통 = 도무지
Hiç , bir türlü
249
캄캄하다 눈앞이 캄캄하다
Karanlık, very dark Çaresiz kalmak, hiçbir umudu veya çözümü olmamak.
250
발을 못 뻗고 자다 그는 거짓말을 해서 발을 못 뻗고 잤다.
Rahat uyuyamamak, içi huzursuz olduğu için gönül rahatlığıyla uyuyamamak. Genellikle suçluluk, endişe ya da korku yüzünden olur. → Yalan söylediği için rahat uyuyamadı.
251
발을 뻗다/펴다 시험이 끝나서 이제 발을 뻗고 잘 수 있다.
Rahatlamak, huzura kavuşmak ve gönül rahatlığıyla dinlenmek / uyumak. Genellikle bir sorun çözüldükten sonra kullanılır. → Sınav bitti, artık rahat rahat uyuyabilirim.
252
금방
Şimdi, az sonra, yakında
253
메모하다
Not almak
254
경보 호우 경보
Alarm Şiddetli yağış uyarısı
255
대피하다
Sığınmak, tehlikelerden kaçarak güvenilir bir yere çekilmek, iltica etmek
256
춘곤증
Bahar yorgunluğu
257
나른하다
Uykulu, halsiz, cansız, yorgun
258
살살하다 (가을 da kullanılıyor) 바람이 살살 불어요
Yavaşça, nazikçe, hafifçe yapmak Rüzgar hafif hafif esiyor
259
영하 (-) N도(℃) 영상
Sıfır altı, eksi No. derece / sıfırın altında 1) Sıfırın üzerindeki sıcaklık 2) Video
260
연필깎이
Kalemtraş
261
정지하다
Duraklamak, durmak
262
달력
Takvim
263
+ 입춘 - 입춘대길(立春大吉) + 춘분 - 추분 입춘 → 춘분 → 하지 → 추분 → 동지
+ İlk bahara başlayan gün, genel olarak 4 Şubat civarı (sabit güneş takvimine göre) - Eskiden insanlar “입춘대길(立春大吉)” yazıp kapıya asar, mutluluk dilerdi. + İlkbahar ekinoksu, gün dönümü, gündüz ile gecenin eşit olduğu gün, bu günden sonra gündüzler uzamaya başlar. Genelde 20–21 Mart - Sonbahar ekinoksu, gece ve gündüz tekrar eşit olur, bu günden sonra geceler uzamaya başlar. Genelde 22–23 Eylül
264
춘 – 봄 하 – 여름 추 – 가을 동 – 겨울
Bunlar mevsimleri anlatırken kullanılan Hanca ekler
265
지자체
Yerel yönetim
266
법무부
Adalet Bakanlığı
267
행정안전부
İçişleri ve Güvenlik Bakanlığı
268
부처
Bölüm, daire
269
복합
Bileşim
270
+ 정상1 - 정상적 Hiçbir değişim göstermeden, olduğu gibi, dosdoğru
+ 1) Normallik; normallik, gözle görülür bir değişiklik veya sorun olmaksızın yeterli olma durumu. 2) Tepe, zirve, doruk - Hiçbir değişim göstermeden, olduğu gibi, dosdoğru
271
강제하다
Birine bir şey yaptırmak amacıyla güç kullanmak, boyun eğdirmeye çalışmak, zor kullanmak
272
절기
Zaman, mevsim, sezon
273
알맞다
Uygun, yakışır, yaraşır
274
유형
Tür, tip, çeşit
275
농도
Yoğun bir maddenin özelliği, yoğunluk, kesiflik
276
독감
Enflüanza, grip